Lütuf ki Sevmek Seni
Lütuf ki sevmek seni,
bakınca dışarıya, o eskimiş, o herkesin unuttuğu caddenin;
birdenbire çiçekçilerle ve taze ekmek kokusuyla dolması.
Ve caddeye çıkınca, ceplerimde eski hesap fişleri.
Avuçlarımda senin o her şeyi başlatan, o serin, o kımıldayan gölgen.
Saçlarımın arasında kafama damlayan yağmur taneleri.
Oysa yolun sağı senin, bizim solumuz bizimdi.
Bu coğrafi konumda, senin mi gök? Zaten mavi de değil ki.
Bir otobüs geçer, numarası mahallene gelenlerden.
Ve çaresizce izlerim içinde bir yere giden bizi.
Ellerim ceplerimde, fişler kırışık ve cüzdanımda resmin,
içtiğim çayın hesabını ödemek için parmaklarım dokunuyor saçlarına.
Şehir gün batarken yorgun elbisesini giyiniyor.
Karanlıkta yakalarım kendimi eve dönüş yolunda.
Peki her gece neden güneş doğmuyor, gözlerim de mi karardı?
Altları gibi.
Lütuf ki sevmek seni,
kararan gözlerin güneşi görmesi umuduna.